DUPNİSA MAĞARASI & İĞNEADA LONGOZLARI DOĞA GEZİSİ

Bugün günlerden cumartesi ve gün benim için 05.26’da başladı 🙂 Bugün yine benim gibi insanlarla kendimizi doğanın kucağına atacağız. Bugünkü faaliyetin İğneada longoz ormanlarında gerçekleşecek olması ve Dupnisa Mağarası’nı ziyaret edecek olmamız da ayrı bir heyecan, sonbaharda yarım kalan longoz gezimi tamamlayacak olmam da apayrı bir heyecan…

Evetttt…. Mor çantamı sırtıma atıp evden çıkıyorum ve araçla buluşma noktasına doğru yola çıkıyorum. Araçta en arkaya geçip koltuğa kuruluyorum ve her seferinde yaptığım gibi yarım kalan uykumu tamamlamak üzere başımı cama yaslıyorum ve kahvaltı yapacağımız tesise kadar dünyayla bağlantım kopuyor.

En hızlısından kahvaltımızı yaptıktan sonra Kırklareli Demirköy’e doğru sağlı sollu yeşilin bin bir tonunu gördüğünüz ağaçlarla kaplı dar bir asfalt yol boyunca ilerliyoruz. Araçta 15 kişiyiz. Yeni insanlarla tanışmak (özellikle de sizinle aynı zevkleri taşıyan insanlarla) bu faaliyetlerin en güzel yanı. Her neyse. Konuyu dağıtmayayım çok fazla. Bugünkü ilk durağımız Dupnisa Mağarası. Yaklaşık 4 saatlik bir yolculuk sonrası mağaraya ulaşıyoruz. Sarpdere’de yer alan bu mağara iki kafadar maceraperest arkadaş tarafından tesadüfen bulunmuş ve 2003’te Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından ziyaretçilere açılmıştır. Dupnisa Mağarası Giriş Ücreti 6 TL. İçerisinde 40 ila 60 bin yarasa barındıran bu mağara ıslak ve kuru (kız mağarası) mağara bölümlerinden oluşmaktadır. Her iki bölümden girişi mevcuttur.

Dupnisa-Magarasi
Dupnisa Mağarası

Aslında mağara Mayıs 15’ten sonra ziyarete açılıyor. Biz vaktinde önce gittiğimiz için Sarpdere’den muhtar amcayı aldık, mağaraya onun rehberliğinde gittik. Amca Pomakmış. Pomaklar Trakya bölgesinde yaşayan bir toplulukmuş, bunu da bu gezide öğrendim. Kendilerine has dilleri varmış, kendi aralarında Türkçe konuşmazlarmış. Tabi muhtar amca bize Türkçe anlattı hızlı bir anlatım şekliyle 🙂 Konuşmanın büyük çoğunluğunu anlamadım. Neyse ki tabelada mağara ile ilgili bilgi yer alıyor. Mağaranın çevresi ise mesire alanı ve sıcakların gelmesiyle mangalı kapan gelmişti.

Dupnisa-Magarasi-Mesire-Alani
Dupnisa Mağarası Mesire Alanı

Yani aslında piknik yapmaya buraya gelenler mağarayı da ziyaret edip öyle dönüyorlar. Ayrıca yakınlarda akan bir dere var ve içerisine masalar konulmuş. Serin su ayaklarınıza masaj hissi verirken sizlerde bir şeyler yiyebilir veya çaylarınızı yudumlayabilirsiniz. Meraklılar ve doğada yürüyüş yapmak isteyenler için ormanın içine doğru giden patikalar bulunmaktadır. Mağara herkesin hayatında en az 1 kere görmesi gereken bir yer. 11 çeşit yarasa burada barınıyor ve muhtarın dediğine göre üreme dönemlerindeymişler bu ay. Islak mağara bölümüne geldiğinizde kafanızı tavana doğru kaldırdığınızda bir arada duran birkaç yarasa görmeniz mümkün. Mağarada ışıklandırma da yarasaların zarar görmeyeceği şekilde dizayn edilmiş. Zaten toplamda 3 km olan mağaranın ıslak mağara bölümünün 200 metre, kuru mağara bölümünün ise 250 metrelik alanı gezilebiliyor. Diğer kısımları ise sadece dağcılar ve mağaracılar gezebiliyor. Mağara gezimiz bittikten sonra muhtar amcanın ısmarladığı çaylardan içiyoruz. Daha sonra yerli amca ve teyzelerin getirip sattıkları yöresel ürünlerin olduğu tezgahlara bakıyoruz. Adını ilk defa duyduğum ve Kırklareli’nin yerel içeceği olan Hardaliye ikram edildi. Hafif ekşimtırak bir tadı var. Ağırlıklı olarak üzüm tadı alıyorsunuz. Eğer viski içiyorsanız yanına çok güzel gidiyormuş 🙂 Öyle söyledi satıcı. Satıcı aynı zamanda Büyük Önder Atatürk’ün Kırklareli ziyareti esnasında bu içecekten içtiğini ve çok beğendiğini dile getirdiğini anlattı. Ben de beğendim ve özellikle çok tatlı olmaması büyük avantaj. Faaliyetimizin rehberi Asuman Bilgiç’in karar vermesiyle araca yöneliyoruz ve maceraya atılmak üzere harekete geçiyoruz.

longoz
İgneada Longozu

Rehber yolumuzun biraz uzun olacağını söylüyor. Camdan dışarıyı izleyerek bu yazıda sizinle paylaşabilirim düşüncesiyle bir şeyler yakalamaya çalışıyorum. Balaban köyünden geçiyoruz. Bahçede tarlada çalışan köylülere bakıyorum. Yoğun hayvan gübresi kokusu burnuma kadar geliyor. Bana doğal yaşamı anımsattığı için bu kokudan rahatsız olmuyorum hiç. Ayrıca yol kenarında birbiri üstüne simetrik olarak istiflenmiş keresteleri görüyorum. Tabelada ormanda ağaç kesimi yapıldığı yazıyor. Anlaşılan bahar temizliği doğaya da uğramış 🙂 Ancak sonbaharda da bu taraflara gelmiş biri olarak şunu diyebilirim ki sonbaharda doğa burada çok daha güzel 🙂 Tam bir renk cümbüşü yaşanıyor. Sarının, kırmızının, yeşilin farklı tonlarının ortaya çıkarmış olduğu bir renk skalası… Yere düşen yapraklar her yeri kaplıyor ve ayağınızın altında yumuşak bir halı varmış gibi hissettiriyor. Eğer ilk defa gidecekseniz sonbaharda gidin derim.

Etrafa bakıp bu karşılaştırmayı yaparken rehberin mikrofondan sesi yükselmeye başladı. Longozdan bahsediyor. Faaliyet esnasında karşılaşabileceğimiz zorlukları anlatıyor. Ormanın yapısını, içindeki bazı bitki ve hayvan türlerini anlatıyor. Gerçi hiç biriyle karşılaşmayacağımızı biliyorum çünkü yabani hayvanlar insan kokusunu aldıkları için geçtiğimiz yerlere yaklaşmıyorlar. Ancak orman içinde yaban domuzu, karaca, alacalı kokarca, su samuru, yaklaşık 13 tür kuş barınıyor burada. Durup kulak verdiğinizde kulağınıza hoş bir melodi gibi gelen kuş seslerini duyabilirsiniz. Aslında dikkatli dinlediğinizde doğanın size pek çok şey anlattığını görürsünüz. Hopppp ben yine daldım hülyalara  Nerede kalmıştık 🙂 Hahh Asuman hanımda kalmıştık 🙂 Rehberimiz anlatmaya devam ediyor. Araç ilerlemeye devam ediyor. Saate bakıyorum 13:48i gösteriyor ve biz henüz varmadık  Sıcak havada arabanın içi bunaltıcı geliyor. Neyse ki ‘Longoz Ormanları Milli Parkı’ yazısını görünce rahatlıyorum. Araç orman içinde ilerlemeye devam ediyor. Yaklaşık 10-15 dakika daha ilerliyoruz ve nihayet araçtan kendimizi dışarı atıp oksijenle buluşuyoruz. Derin bir nefes çekerek temiz havanın ciğerlerime doğru yol almasına müsaade ediyorum. Hemen çantalarımızı sırtlıyoruz, tozluklarımızı ayağımıza geçiriyoruz ve rehberin peşinden ormana dalıyoruz.

igneada-Longoz-Ormanlari-Giris
Bataklık Atlama

Daha yolun başından bugünkü faaliyetin oldukça zorlu ve maceralı olduğunu kestirebiliyorum. Çünkü çamur, bataklık, sulak alanlar ilk andan itibaren bize akrobatik hareketler yaptırıyor. Doğanın kanunu, böyle yerlerden geçerken otla kaplı yerlere basmaktır ve önden giden arkadaşınızın ayak izlerine basmaktır. Mümkünse rotadan çıkmamaktır. Biz de bu kurallar doğrultusunda ilerliyoruz.

longoz-dere-gecisi
Dere Geçişi

Longozlar ‘su bastı’ ormanları olduğu için toprak suya doymuştur ve az yağışlarda bile dereler anında dolabilir. Ve ağaçlar çok sıktır ve neredeyse hiç güneş almaz. Yüksek nem vardır. Tabi etrafımızda cirit atan sineklerin karınlarını kanlarımızla doyurduk 🙂 bol bol kaşındık 🙂 Ara ara üzerinden atlayabileceğimiz derelere denk gelsek de geçişi çok zor olanlar da oldu. Mesela ağaç gövdelerini taşıyıp köprü kurduk 🙂

Longoz-Ormanlari-Dere-Gecisi
Dere Geçişi

Derin olmayanlardan ise suyun içinden yürüyerek geçtik. Kirlenmeyi ve ıslanmayı pek de umursamıyorsunuz artık :)Hele ormanda bulunan Mert Gölü’nün yakınında kamışların arasından bir geçişimiz vardı ki tam atraksiyon. Dibe kadar battık çıktık. Kapkara sularla dolup taştı ayakkabılarımız. Tabi heyecan korku karışımı bir duygu yaşadım o an. Aramızda kalsın tansiyonum düştü, parmak uçlarım karıncalanmaya başladı  Vıcık vıcık olmuş ayaklarla faaliyete devam ettik.

longoz-agac-mantari.jpg

Rota 12 km idi ancak sanki 22 km yol yürüdük gibiydi. Molalarda enerji veren yiyecekler tüketerek güçlü kalmaya çalıştık. Artık ormandan çıkıp bir köy evine vardığımızda gerçekten harap ve bitap haldeydim çok çaktırmasam da 🙂 Tek istediğim ayakkabılarımdan kurtulup ayaklarımı rahata kavuşturmaktı. İğneada merkeze girdiğimizde gördüğüm ilk teyzeye terlik satan bir yer sordum 🙂 Bu arada bir benzinlikte tazikli suyla ayakkabılarımız tek tek temizlendikten sonra ve ben ayağıma bir terlik aldıktan sonra sahile yollandık. Tam da gün batımına yakın geldiğimiz sahilde gölün denizle birleştiği, huzur ve dinginliğin hakim olduğu bir manzara bize ‘hoşgeldiniz’ dedi.

igneada
Igneada

Ayağımdaki terliklerden kurtulup incecik kumlara usul usul dokunarak ve üzerime çökmüş bir rahatlık hissiyle suyla buluştum. Buz gibi su ayaklarıma değdiği an günün bütün yorgunluğunu unuttum. Eminim diğer herkes de aynı şeyi hissetti. Kumun ve denizin tadını çıkardıktan ve çılgın fotoğraflar çekildikten sonra toplanıp dönüş yoluna geçtik. Kendimi koltuğa bırakır bırakmaz uyku beni esir aldı. Gelip beni uyandırana kadar da uyudum. Bazı uyumayanlar ise beni fotoğraflamış 🙂 Anılarıma bir yenisi daha eklenmiş oldu. Bunun için Düş Patikası grubuna ve faaliyet rehberimiz Asuman Bilgiç’e teşekkür ederim. Bir başka faaliyette buluşmak üzere 🙂

Bilgi Paylaştıkça Çoğalır

Instagram :

dogada_gezgin

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s