Çadır ile Akdeniz Turu

6 günlük hızlı bir rota ile karşınızdayız. Çadırda nerede kalınır? Rafting nerede yapılır? Köprülü Kanyon’a nasıl gidilir? Olimpos mu Çıralı mı? Kekova tekne turu, Kaş Camping…

Gün batımında gökyüzünün renk şöleni eşliğinde, kulaklara huzur dolduran dalga sesi, koklamaya doyamadığımız deniz ve  çiçek kokuları… Hayaliyle soğuk kış günlerinde içimizi ısıtan, yaz günlerinde ise bitmesin istediğimiz anlar…  Kalabalık apartmanlarda yapayalnız olmak, betonlar arasında yeşile hasret kalmak ve gülümsemeyi unutmuş insanlara dönüşmek…

Olimpos

İşte tam da bu düşüncelere boğulmuşken aslında hepimizin kafasında aynı soru: Neden daha çok mutsuz olmak için daha çok çalışıyoruz? Çoğumuzun hayali değil midir deniz kenarında huzurlu bir hayat geçirmek? Ölüm döşeğindeki kişilerin pişmanlıkları için verilen cevabın hiç değişmemesi tesadüf olmasa gerek. Hepsi de daha az çalışırdım derken, kaçırdıkları hayatın, mutluluğun, huzurun, aşkın, tutkunun, zevklerin, anların geri dönülmez pişmanlığı içerisinde.

Denize, doğaya, hayvanlara olan özlemiyle bir sene geçirip, hayatta en çok keyif aldığı zevklerden mahrum kalan bir çiftin tatil hikayesidir bu. Ve bu çift bir gün, gelecek kaygısını bir kenara atıp, pişmanlıkları artmadan, daha fazla para yerine çok daha fazla mutluluğa kavuşacaktır!

Eveet şimdi anılarımızı yazıya döküp, ölümsüzleştirelim! Gelecekte hayalini kurduğumuz yerde yaşarken; vay bee nerelerde yaşamışız diyelim 🙂

akdeniz-turu
Rota Akdeniz

Uzun zamandır planladığımız çadır ile Akdeniz Turu!!! Mersin’den başlayıp Kaş’ta biten bol gezmeli bir yolculuk. Aslında nerede biteceğini bilmeden çıktık yola tamamen spontane ve tekerler nereye götürürse yaklaşımıyla yolda giderken karar verdik ne yapacağımıza. 6 gün süren gezimiz anca Kaş’a kadar yetti. Kesinlikle daha detaylı gezilmesi gereken yerler ama biz kısıtlı zamanda çok yer görelim diye gittik Kaş’a. Sırf bu iş için Decathlon’dan 2 saniyede kurulan otomatik çadır aldık 🙂 Link’e tıklayarak ne kadar harika bir çadır olduğunu görebilirsiniz, gerçekten kilitlerinizi açtığınız anda kendiliğinden çadır oluyor, ve toplanması da bir o kadar kolay,

Tufan’ın 3 haftalık Çin macerasından dönüşüyle İstanbul’da buluştuk, Ürgüp’ten arabamızı aldık. Hemen Mersin’e doğru yola çıktık. Doğaya aşık eşimin bu özelliği genetik olduğunu için, aileyle birlikte hep beraber Anamur Pullu 2 çadır kampına geçtik.

Bir gün geçirdiğimiz milli park olan Pullu, çam ağaçlarının denizle birleştiği sessiz, sakin ve kalabalık bir kamp alanı. Duş ve wc kısımlarının bakımsız ve temiz olmaması, su kesintilerinin çok sık yaşanması bu kamp alanının en büyük eksikliği. Çadır başına 35 tl ücret verilmesi maddi yönden cezbedici olsa da, bir daha bizim tercihimiz olmayacaktır. Sabahı eder etmez, hemen heyecanla yeni yerler, yeni maceralar için  yola düştük.

pullu-camping
Pullu Kamp Alanı

Hedefimiz Köprülü Kanyon‘da konaklayıp rafting yapmak. Anamur-Antalya arası yolu bilmeyenleriniz için kesinlikle gidilmemesi gereken bir yol. Mecbur kalmadıkça bu yolu tercih etmemelisiniz. 100 metre düzlük yok. Tufan gibi “Ben viraj severim” diyorsanız o ayrı 🙂 Öğle saatlerinde kendimizi Antalya’da bulduk. Yolda giderken çok sevdiğimiz arkadaşlarımızın (Burak&Ceren Çifti) Otel tatili yaptığını öğreniyoruz. Otel tatilinden uzak kalmak istemiş olmamıza rağmen arkadaş ziyareti kapsamında Lara’da deniz, havuz ve açık büfenin keyfine vardık Çocuklu olunca zaten tıkılacaksın mantığında olmamıza rağmen temizlik ve güzel yemekler tabi ki cezbetti. Bunu inkar edemeyeceğiz 🙂 Güzel bir akşam yemeğinden sonra biz genciz, o zaman dans edalarında gecenin bir yarısı Köprülü Kanyon’a doğru yola koyulduk.

Köprülü Kanyon’da rafting diye kısa bir araştırmadan sonra telefonla aradığım Klas Rafting‘e “Bulunduğunuz yerde çadır kurabileceğimiz yer var mı?” diye sormuştum. “Hallederiz” cevabını aldıktan sonra, gecenin bir yarısı çıktığımız karanlık ve daracık yolda karşımızdan gelen araba selinin ister istemez merakına düşüyor insan. Nereden geliyor bunlar diye epey düşündükten sonra balık restaurantlarının tabelalarıyla aydınlanma yaşanıyor 🙂 Antalya’nın bunaltıcı havasından kaçarak buz gibi su kenarında serinlenmek, orada paha biçilemez olsa gerek. Klas Rafting’in bahçesinde, bu gibi şırıl şırıl akan nehrin dibinde dalları suya değen söğüt ağacının altına kurduğumuz çadırımızda, suyun huzurlu sesi ve serinliğinde güzel bir uyku çektik.

DCIM105GOPRO
Köprülü Kanyon Muhteşem Çadır Alanımız

Alt katta restaurantın, üst katta pansiyonun bulunduğu bu yerin çalışanları ise gayet ilgili ve yardımseverlerdi. Kişi başı 10 tl olan orta halli bir kahvaltı ve buz gibi akan suyun serinliğiyle güne başlamak gerçekten inanılmaz. Daha önceden botla rafting yaptığımız için, haydi değişiklik olsun, bu sefer kanoya binelim dedik. Demez olsaydım! Arkamdaki yaae ben yön veriyorum deyip, arada sırada kürek çekerken, ben sürekli kürek çeken oldum.  Çiftten biri tembelse kesinlikle önermiyorum çünkü kondisyonsuzsanız kas ağrısı ve amele yanığı da cabası. Ama o sıcakta, rafting esnasında yürek hoplatan buz gibi su yok mu!  Ve sonrasında yemek yemek! İşte buna değer diyorsun. Çok lezzetli balık ve çeşitli salata, mezelerle öğle yemeğimizi yedikten sonra , Olympos’a doğru yola koyulduk.

DCIM105GOPRO
Klas Rafting Kano

Yolda Antalya’nın yeşilin, mavisine, bereketine hayran kalarak Olympos ayrımına, kıvrıla kıvrıla Olympos’a geldik, gelmez olaydık sanarsın bütün ülke Olympos’a akın etmiş. Bırakın çadır kuracak camping alanını, arabayı koyacak yer yok… Ardından denize girmek için, müze kart sırasında bekleyenleri de görünce “ oldu o zamaaan haydi hoşçakal Olympos “ diyerek Çıralı’ya geçtik.

Google haritalar üzerinde işaretlenmiş yerlerden rastgele bir yere girdik. Sakinliğin, sessizliğin ve genç nüfusun esir aldığı Çıralı’da camping çok yaygın. Yaşamadan anlaşılamayacak kafası güzel insanlarla komik, farklı diyaloglar sonrası kumsaldaki Elif Camping’e yerleştik. Deniz, duş, güzel bir yemek ve sonrasında keyif zamanı! Aldık içecekleri, çerezleri ve şezlonglarımızı çektik sahile. Parıl parıl yıldızlar, sadece dalga sesi, ayak parmakları arasına dolan kumlar ve sıfır ışık… Caretta carettaların yumurtlama alanı olduğu için sessiz ve ışıksız bir yer Çıralı…Sevimli, sakin, genç ve doğanın tüm zerafetiyle kendini gösteren Çıralı’yla vedalaşıp, Kekova’ya doğru yola koyulduk. 

DCIM105GOPRO
Çıralı Plajı

Yolun altında saklı kalmaya çalışmış güzel koylar ve bir şekilde oraya ulaşan insanlara hayretle bakakalıyor insan. Bu esnada tabi ki “o nasıl güzel bir turkuazdır!” diye diye iç geçirmemek elde değil. Kekova’da bakir koylara çadır kurma hayalimiz yine şehre giremeyişimiz ve ardından sadece tekne turlarının olduğu gerçeğiyle üzdü bizi. Yakında Kaleköy varmış, şeftalili dondurması meşhurmuş diyerek tırmanmaya çalıştığımız kale, sıcakta şapur şupur terlerken tam bir fiyaskoya dönüştü ve yarı yolda döndük geri. “Napsak, nereye kursak çadırı, off yandım denize girelim!” nidaları eşliğinde Kaş yolunda bulduk kendimizi. Kekova’da çadır kurabileceğiniz bir yer YOK.

Kas-Giris.jpg
Kaş

Tavsiye üzerine aradığım Kaş Camping, çadır için yer var mı soruma “ Yok ama bir gelin bakarız” cevabını verdi. O nasıl bir cevap derken Kaş’ın muhteşem manzarası bizi karşıladı ve o an aşık olduk bu küçük tatlı kıza… Sanki sarı saçlı, mavi gözlü küçük bir kızın tatlılığı ve güzelliğiyle gülümsedi bize 🙂 Kaş Camping’e vardığımızda sahibi söyle bir süzdü bizi, tipimizi beğendi ki hemen başladı yer göstermeye 🙂 Karavanların, bungolov evlerin ve çadırların bulunduğu bu alanın pek de güzel bir beach, restaurat kısmı var. Fakat tekrar gitme isteği uyandıran en önemli etken önce insan profilinin düzgünlüğü, sonra da sabun, peçetesi bitmeyen tuvalet ve duşlar. Ayrıca mutfaktaki buzdolabından yararlanılması da kocaman bir artı. Ha unutmadan çadır başına 50 lira gibi bir ücreti var ve çarşıya 10 dk yürüme mesafesinde. Çadırımızı kurup, çektik sandalyelerimizi kayalıklara, açtık radyomuzu, karşımızda duran Yunan adasının müzikleri eşliğinde keyifli bir gece geçirdik.

Kekova-Tekne-Turu-Su-Alti
Kekova Tekne Turu Su Altı

Sabah kalktığımızda çadırımızı bırakıp, Kekova’ya tekne turuna çıktık. Kekova’da tekne turu için hiç öyle özel teknelere gitmenize gerek yok, Kekova Kooperatif‘i tek elinde tutuyor mevzuyu, Ücreti 60 lira olan bu tur, bakmaya, yüzmeye doyamayacağınız koylara götürüyor. Ücreti diğer turistik yerlere göre biraz fazla gibi gözükse de denizin muhteşemliği, öğle yemeğinin damakta kalan o lezzeti ve yörenin samimi, gönlü bol insanları sonuna kadar hak ediyor bu ücreti. Lezzet demişken, ahh hele o otlu gözlemeler yok mu! Bir onu bir de tekne turu esnasında uğranılan Kaleköy’de şeftalili, kavunlu dondurmayı yemeden dönme sakın. Kaleköy demişken, sanki film setleri için kurulmuş sanacağın, sadece tekneyle ulaşımın olduğu, bol bol caretta caretta göreceğin muhteşem bir köy. Tekne turu sonrası döndük Kaş’a…

DCIM105GOPRO
Kekova Tekne Turu

Fethiye’ye doğru devam edecektik fakat bu muhteşem güzelliği ve konforu bırakamadık. 3 günümüzü burada geçirdik. Tarihin, doğanın ve akvaryumun içinde olan Kaş doyamadığımız bir tatil oldu bizim için. Ciddi ciddi yerleşme fikrine kapıldığımız yerler arasında aldı yerini. Dönerken de boynumuz arkaya bakmaktan yorulana kadar burnumuzu çektik. Ve arabadan Kaş’a doğru bir seslenme duyuldu: “Bu bir elveda değil, yeni bir başlangıç birlikteliğimiz için!”

The End

Gizem

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s