ÇİLEK & KİRAZ HASADI – ÇİNİ OCAĞI İZNİK

Mayıs ayının son Pazar günü. Henüz sevgili güneş bile bilmem kaçıncı uykusundayken, karanlık yerini aydınlığa bırakmamışken ben alarmın ‘adamı yerinden sıçratan‘ sesiyle, önce kafamı yastıktan sonra gövdemi yatağın kalanından sıyırıp çıkıyorum. Tabiki yeşil-mavi bir gün beni bekliyor. Bu da kendimi zinde hissetmem için yeterli bir sebep. Ammaa bugün treking yok, iniş-çıkış yok, dere geçişi yok, içi su dolu ayakkabıda buruşmaya yüz tutmuş ayaklar yok 🙂 Peki ne mi var??? Bugün bağ bahçe tarla var 🙂 Çilek ve kiraz toplayacağız. Ve bu bir ilk hayatımda. Daha önce çokça kayısı bahçelerinde çalışmışlığım var. Toprak bellemişliğim, elime kazma alıp toprak kütlelerini düzlemişliğim, bel yapmışlığım, sebze fideleri dikmişliğim var 🙂 Yani çiftçilik sicilim iyidir diyeyim, ama hiç çilek ve dalında kiraz toplamadım. Bu ekslikliği tamamlamak üzere hazırladığım MOR çantamı sırtlayıp 6’da evden ayrılıyorum. 7’de araç hareket ediyor. Yanımdaki koltuk boş ve çantama yastık işlevi yükleyerek kafamı üzerine koyuyorum ve sanırım uyudum bile 🙂 🙂

Bir ses beni uyandırana kadar… Biri araçta servis yapıyor. Ben biraz şaşkın. Böyle birşey daha önce olmamıştır. Sade poça ve çay aldım. Sonra uykum açıldı. Biraz aracın içine bakındım. Faaliyete katılanlar büyük oranda kadın ve çocuk. Rehber dahil sadece 4 beyefendi var 🙂 Sanırım faaliyetin içeriği nedeniyle böyle. Bunları düşünürken Eskihisar-Topçular Vapuru’na geldik. ‘İyiki yanıma aldım’ dediğim kitabımı (Kitap Hırsızı-İnanılmaz sürükleyici) çantamdan alıp vapurun üst katına çıktım. Başladığımdan beri kopamıyorum, bu satırları kitapseverler için öneri babında yazıyorum. Anlayışınız için teşekkürler. Denizin esintisi etrafımı sararken kelimeleri yutarcasına okuyorum. Merakımı giderecek sayfaya ulaşmaya çalışıyorum. Olaylar arasında kaybolmak üzereyken Topçular (Yalova)’a vardık. Vapur kıyıya demir attı. Otobüs tekrar harekete geçti. Bu kez gözlerimi yola çevirdim. Kaynarca Köyü’ne yani çilek ve kiraz toplayacağımız yere gelinceye kadar hiç bir şey düşünmeden yeşili, maviyi, evleri, kiraz dalına yaslanmış merdivenlerdeki amcayı, amcanın can güvenliğinden sorumlu merdiveni tutan 🙂 teyzeyi, gözüme sonsuz gibi gelen tarlaları, ağız sulandıran meyve ağaçlarını seyre dalıyorum. Tarıma elverişli bir o kadar bereketli topraklarımız varken, neden ülkemizde çiftçilik istenilen düzeyde değil diye düşünüyorum. Çiftçilik nasıl oluyor da gittikçe değerini yitiriyor? Çiftçi emeğinin karşılığını alamıyor? Zihnim bu sorularla meşgul olurken nihayet ineceğimiz yere varıyoruz. Sırayla inip birer poşet aldıktan sonra rampalı bir patikadan çileklerin olduğu noktaya doğru ilerliyoruz. İlerlerken burnuma keskin bir gübre kokusu geliyor. Bu gerçekten çok fena bir kokuydu. Keskinliği burun kemiğinizi sızlatan cinsten. Eğer benim gibi üst solunum probleminiz varsa geçmiş olsun 🙂 Nihayet rampa bitip düzlüğe ulaştığımızda, önümüzde yeşil kırmızı bir sofra bezi gibi uzanan çilekler bize göz kırptı. Aslında bizi önce kokusu karşıladı sonra kendisi  🙂

toplu-cilek
Toprağa merhamet hayırdır, inan, Iütfetsen güI verir, zuImetsen diken demiş Nizami. Toprağa inanacaksın ve güveneceksin. Aşık Veysel derki ‘kazma ile dövmeyince kıt verdi’ . O zaman o kazma toprağa değecek ve zamanı gelince karşılığını misliyle alacak insanoğlu.
iznik-cilek-hasadi
Çileklerin arasına daldık. İnanılmaz güzel bir tadı vardı. Göz hakkım olanı yedim, topladığımı da çileklerin sahibine verdim. İşçiliğimi beğendi 🙂 🙂 🙂
iznik-tarla-gezisi
Çileklerden ayrılıp kirazlara doğru giderken. Baya canımı sıkmış ayrılık 🙂 Normalde suratım böyle asık değildir 🙂 Aslında bugün bu resme bakarken göbek boğumumu fark ettiğimde de asıldı suratım 🙂 Hadi itiraf edeyim 🙂
iznik-kiraz-toplama
Burası da dalından kiraz topladığımız alan. Kıpkızıl rengiyle göz zevkimizi doyuran, tadıyla dilimize ve midemize bayram ettiren, aynı zamanda kulaklarımıza küpe olan kirazlar… Yaz başlangıcının vazgeçilmezi. Elbette sofralarımıza hazır geldiğinde hooooppp mideye indirmek kolay, ancak hasadı oldukça zahmetli bir iş. Yakın dalları dikkatli eğerek tek tek koparmanız gerekiyor. Ve bu gerçekten sabır isteyen bir iş. Uzak dallardakileri toplamak ise çok daha zahmetli. Köylüler bunun için tahtadan yaptıkları ve pek de sağlam görünmeyen, kiraz dallarına yasladıkları merdivenleri kullanıyorlar. Normalde sırf meraktan bile denediğim şeyler oluyor ancak merdivenlere yanaşmadım 🙂 Gurup içerisinde tırmananlar oldu tabi. Toplanan kirazlar kovalara konuluyor ve yol üzerinde gelip geçenlere satılmak üzere standın üzerine boşaltılıyor. Kalanı ise hale götürülüp satılıyormuş ancak işin bu kısmında aracılar daha çok kazanıyor. Çünkü köylüden oldukça düşük fiyata alıyorlar. Bugün hem toplayarak hem de satın alarak köylünün yüzünü güldürdük diye düşünüyorum. Kendilerine bol kazanç diliyorum 🙂

Kiraz toplama merasimi ve satın alma işlemleri bittikten sonra, araca geçiyoruz ve yaklaşık 15-20 dakikaya İznik şehir merkezine ulaşıyoruz. İlk iş olarak öğlen yemeğimizi yiyoruz. İznik merkezde yemek denilince Köfteci Yusuf ilk adres olarak gelir akla. Gelen gruplar için hazırladıkları bir mönü var. Köfte tabağı, salata ve meşrubat şeklinde 20 TL. Önden meze geliyor. Farklı veya yöresel bir şey yok masada ancak karnınız doyarak kalkabiliyorsunuz. Hemen sonraki durağımız İznik Ayasofya (Camii) oldu.

iznik Ayasofya-cami
İznik merkezde ana cadde üzerinde yer almaktadır. Gözünüze çarpan ilk yapıdır. 2007 yılında bir restorasyon geçirmiştir ve 2011 yılından bu yana Camii olarak varlığını sürdürmektedir. Esnafa göre bu durum akın akın burayı ziyarete gelen Hristiyan ziyaretçi sayısında bir düşün yaşanmasına neden olmuştur. Hatta neredeyse yokmuş. Cumhuriyet döneminde ise müze olarak kullanılmıştır. Osmanlı İmparatorluğunun 2. padişahı olan Orhangazi İznik’i aldıktan sonra kilise olarak hizmet veren bu yapıyı Camii’ye çevirmiştir ve Orhan Camii adını almıştır. Hristiyan alemi için büyük bir önemi vardır. Her yıl buraya Hac ibadetini tamamlamak üzere Hristiyan inancına sahip turistler gelmektedir. Aynı zamanda Hristiyan aleminin ilk toplantısı olan 1. Konsül ve sonrasında 7. Konsül burada gerçekleşmiştir. Yani bu yapının varlığı hem Hristiyan hem de Müslüman alemi için önemli ve değerlidir. Elbette binlerce yıldır yıkılıp yeniden ayakta kalabilmeyi başarmış bu yapı bu kadarla anlatılarak bitmez. Merak edenler internetten daha geniş araştırabilirler.

Bu mağrur kıymetli yapı ile vedalaştıktan sonra ilk sağdan sokağa sapıyoruz. Sırada Süleyman Paşa Medresesi var. Bu da İznik tarihinde önemli bir yere sahiptir ve İznik’in bir kültür merkezi sayılmasında katkısı büyüktür. Malumunuz medreseler dönemin eğitim kurumlarıdır ve buralarda dönemin alimlerinden ders alıyorlardı. Bu medresinin bir başka özelliği de avlulu medreselerin ilk örneği olması imiş.

suleyman-pasa-medresesi-iznik
Süleyman Paşa Medresesi dış görünüşü. Şuan içerisinde çini atölyeleri bulunmaktadır. Takılar, mutfak malzemeleri, dekorasyon malzemeleri vs yapılıp satılmaktadır. Fiyatlar oldukça uygun. Tabi büyüklüğüne ve verilen emeğe göre değişmektedir. Ben takıları çok beğendim. Kullanılan renkler çok güzel. Bal rengi olan ve tek olan (o renkte başka yoktu 🙂 ) bir bileklik aldım. Ayrıca nasıl yapıldıklarını izleme şansı da yakalayabiliyorsunuz. Avluda yer alan masalara kurulup çay kahve içme imkanınız da mevcut.

Bunlar Süleyman Paşa Medresesinde yer alan atölyelerdeki çini çalışmalarından birer örnek. Özellikle kırmızının içinde yer aldığı çalışmalar göze çarpıyor ya da ben kırmızıyı çok sevdiğimden bana öyle geliyor 🙂

Bu arada grubun çay kahve içip oturmaya devam ettiklerini görüyorum. Belirlenen saat gelmiş olmasına rağmen kalkan yok. Grupla gittiğinizde bazen böyle sıkıntılar olabiliyor. Ben de bir sonraki adresin Yeşil Camii olduğunu bildiğim için medreseden ayrılıp gördüğüm ilk çocuğa hangi yöne gitmem gerektiğini soruyorum. Ama renkli bir evin önünde merdivenlerde oturan teyze cevap veriyor 🙂 Sokağın sonunda, yolun 4’e ayrıldığı noktada bankamatikten sağa sapıp doğruca devam etmemi söyledi. Tabi bu arada bir kaç soru yöneltmeyi de ihmal etmedi 🙂 Denilen noktaya geldiğimde tam karşımda küçük tarihi bir yapı duruyordu. Sağa sapmadan önce yapıyı fotoğrafladım ve gidip içine baktım. Üzerinde Hacı Özbek Camii yazıyordu. Tek göz küçük bir camii. O da paylaşılmayı hakediyor.haci-ozbek-cami Camiiyi arkama alıp dümdüz devam ediyorum. Yol boyunca yine pek çok irili ufaklı çini atölyeleri ile karşılaşıyorsunuz. Bir kaç metruk ev gözünüze çarpıyor. Şimdilerde terk edilmiş, ancak pek çok şey görüp geçirdiklerini yaşlı bir o kadar derin bakışlarından anlıyorsunuz. Hüzün çökmüş gözlerine hepsinin. Bitmek bilmeyen yas tutan veya hayatın çok yorduğu insanların gözlerinde olduğu gibi. Dile gelseler kim bilir ne anlatacaklar ama susmayı tercih ediyorlar. Eh madem ben de yoluma devam edeyim.

Bir kaç adım sonra sol tarafımda etrafında yükselen duvarlar ve içerisinde yan yana dizilmiş mezarlar görüyorum. II. Murat ve Fatih Sultan Mehmet döneminin sadrazamı Çandarlı Halil Paşa ve idam edilerek öldürülen oğullarının mezarları imiş. Tabela öyle söylüyor. Bir baba için çok zor olmalı bu durum. Sanırım ülkenin yönetiminde yer alıyorsanız, böyle zorlu durumlara da katlanmak zorundasınız. Acısını yaşayana sormak gerekir, de yaşayan onu tarif edecek kelimeyi bulabilir mi orası meçhul.

Candarli-Halil-Pasa
Candarli-Halil-Pasa

Bu yapının hemen biraz ilerisinde sağda Nilüfer Hatun Çini Çarşısı bulunuyor. Nispeten daha büyük ve daha gösterişli bir çarşı. İçerisine gidip bakmadım sadece sizlere göstermek için dışarıdan bir fotoğrafını alıp Yeşil Camii’ye doğru devam ettim. Nilufer-hatun-cini-carsisi Nilüfer Hatun Çini Çarşısı’nı geçtikten sonra Yeşil Camii’ye gitmek için sola sapmanız gerekiyor. Zaten sola bakarsanız çay bahçesini de görürsünüz ancak benim dikkatim tam karşımda duran, kiremit rengine çalan ve sağlı sollu şehir merkezini sarmaladığı belli olan surlara kaydı. Zaten İznik şehir merkezine girdiğinizde ve merkezi dolaşmaya başladığınızda hemen yer yerde surlarla karşılaşabiliyorsunuz. İznik surlarının tarihi Roma dönemlerine rastlamaktadır. Şehri olası istilalara karşı korumak için yapılmıştır ve bir önemli bilgi daha; İznik, İstanbul’dan sonra en çok kuşatmanın yapıldığı şehirdir stratejik öneminden dolayı. Romalılarda şehrin el değiştirme tehlikesine karşı şehri surlarla korumaya çalışmışlardır. Dikkatimi çeken yapıya biraz daha yaklaşınca üzerinde ‘Lefke Kapısı‘ yazılı tabelayı gördüm. Bu da bir Roma kalıntısıdır ve ‘Şam Kapısı‘ olarak da anılmıştır. Yapıya biraz daha yaklaşıp içeri giriyorum ve ‘İznik Şehir Mezarlığı’ tabelası duruyor ilerde. Yapı hala ayakta duruyor olsa da biraz bakımsız kalmış. Bu kapı o dönemlerde bugünkü Osmaneli ilçesine bağlanan yola açılıyormuş. Bu bilgileri edindikten sonra yine sol taraftan devam ederek, sokakları arşınlayarak Yeşil Camii’ye varmaya niyetlendim. Bu arada sokaklarda yürürken bir şey dikkatimi çekti. Hemen her evin önünde bisiklet duruyor. Sokaklarda genç yaşlı, çoluk çocuk, kadın erkek hemen herkes bisiklet sürüyor. Bisiklet tutkunu bir insan olarak bu görüntü beni çok mutlu etti. Ahh işte çay bahçesine de girdim. Evet Yeşil Camii eşsiz çinili minaresiyle karşımda (sağımda) duruyor. Onun karşısında yani benim solumda küçük, tek minareli taştan bir camii daha duruyor. Şeyh Kutbiddin Camii. İyi bir açıdan fotoğraf almaya çalıştım. Onun hemen yanında da Nilüfer Hatun İmareti var. Kapısı halka kapalı yenileme çalışmalarından dolayı. Hemen dışında yerlere yayılmış sütunlar, sütun başlıkları ve işlemeli lahitler (mezar taşları) var. Demir parmaklıklara tutunup bir kaç fotoğraf aldım. Aynı zamanda grubumun da aynı mekanda olduğunu gördüm 🙂 Sonunda bir araya gelebildik 🙂 🙂 🙂 Bu bendeki ‘kendi kafasına göre takılma isteği’ 🙂 🙂 🙂

yesil-cami
Minaresi güneşe ve bulutlara uzanan Şeyh Kutbiddin Camii 🙂
20170528_161747
Nilüfer Hatun İmareti
20170528_161927
Lahit Örnekleri
Yesil-camii
Yeşil Camii ve gölgede kalan kırmızı güller 🙂 Erken Osmanlı mimarisinin en önemli eserlerindendir.

Burada işimiz bittikten sonra bizi Lefke Kapısı’nda bekleyen aracımıza gidiyoruz. Sırada İstanbul Kapı var. 15 20 dk alıyor varmak. Batı tarafına uzanan duvarın bir kısmının karayolu geçisi için yıktırıldığını anlattı rehber. Buraya İstanbul Kapı denilmesinin nedeni, Roma ve Bizans döneminde İstanbul’a giden yolun burada başlamasından dolayıdır. Aynı zamanda rehberimizin anlattığına göre şehrin Roma dönemindeki idarecisi bu kapıdan çıkarak şehri terk etmiştir. Kapıdan girdiğinizde ilk göze çarpan şey kapının iyi yanında duvarların üzerinde yer alan ve Roma tiyatrosundan sökülüp getirildiği düşünülen iki figür. Doğu tarafındaki erkeği, Batı tarafındaki ise kadını temsil etmektedir. Zamanla bunların şehri gizli ve kötü ruhlardan koruduğuna inanılmıştır.

figürler
Adı geçen figürler. Gördüğünüz gibi gözleri ve ağızları, dehşete kapılmışlar gibi bir izlenim veriyor. O dönemde bu iki duvarın arasında tahta bir kapı duruyormuş. Şuan bir şey yok ama.
istanbul kapısı
İstanbul Kapısı

Görmüş olduğunuz Arnavut kaldırımlı yoldan aşağı doğru yürüdüğünüzde yüksek bir duvar karşılıyor sizi. Duvar tadilattan geçiyor. Bazı noktalardan yıkılmış. Merdiven gibi şekil almış bir yerinden surun tepesine çıktım. Aslında çıkışı da rahattı ve başınızı döndürecek bir bir yüksekliği de yok. Tepesi normal genişlikte bir tepsi gibi ve dengenizi kaybetmenize neden olacak birşey yok ancak rehber beni o tepede görünce hemen inmemi istedi. Sorumluluk iç güdüsü sanırım 🙂 Dehşete kapılmış gibiydi biraz 🙂 🙂 Ben de çok meraklıyım ama ne yapabilirim ki? İçimde kalırsa daha kötü olacağını biliyorum 🙂

kaleye çıkış
Gördüğünüz gibi merdivenden çıkar gibi rahat 🙂

 

FB_IMG_1496257654313
Kale ile gökyüzü arasında 🙂
İstanbul kapı
İstanbul Kapı mimarisine yakından bir bakış 🙂

Ve günün en komik fotoğrafıyla yazımı bitirmek istiyorum. Yine benden habersiz çekilmiş komik hallerimden biri. Fotoğrafa bakınca aklıma ilk gelen ‘o odanın içinde, oda onun içinde’ bilmecesi oldu 🙂 Benimki de öyle olmuş. İznik de çilek ve kiraz toplamak da çok keyifliydi. Anılarıma bir yenisini daha ekleyerek İstanbul’a doğru yola çıkıyoruz. Bu sefer uyuyarak değil, hevesle kitabıma sarılıp okuyarak geçiriyorum yolculuğumu. Hans Hubermann’ın olay karşısında nasıl bir yol izleyeceği merakı bende ağır basıyor. Sizlere mutlu güzel günler diliyorum. Gönlünüzden geçenler gerçek olsun. Hoşçakalın, sağlıcakla kalın 🙂

aviary-image-1496257997809
Günün fotoğrafı 🙂 Haberim yokmuş gibi değil, gerçekten habersiz 🙂 🙂 🙂

ÇİLEK & KİRAZ HASADI – ÇİNİ OCAĞI İZNİK” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s